Bitmeyen Gece
Koşup duruyorum aynı sorunun peşi sıra,
Hz. Adem (as) bu aleme indirildiği gece nasıl hissetti?
Dolaşıyorum aynı sorunun etrafında ve içimden daha içre hissediyorum babam Adem'i. Bu öyle tebdil-i mekan gibi bir şey değil zannımca. Cennet,,, bu alemde olmayan nimetlerle donatılmış zamandan uzak cennet. Buradaki her şeyden daha iyi her şey bir cennet. Bu soruyu belki yıllar oldu kendi içimde hissedeli de bu kadar gönlümde hissetmemiştim hiç cevabını. İndiği anda hissetmiştir buranın o yavan, renksiz ve kıymetsiz ruhunu. Gezmiştir belki ordan oraya, bizim şuan ağzımız açık, cennet burası diyip mest olacağımız yerlere gitmiştir. Allah'ın yarattıklarına ayet nazarı ile bakmıştır. Maphushanede doğan bir insanın avluya mest olması ile maphushaneye sonradan düşen insan arasındaki fark gibidir babamızla aramızdaki fark. Elmalılı merhum da diyor ya hani;
"Allah'ı bilmeyen dünyaya sarılır. Dünyayı bilmeyen hülyaya sarılır. Dilberi görmeyen resmine bayılır, önünü görmeyen sonunda ayılır. Kanunu bilmeyen kanunda ayılır. Kitabı tanımayan hesaba uyanır. Kur'an'ı anlamayan da tercemesine dolanır..."
Dünyayı bilmeyen,,, gerçek dünyayı bilemedik de bu hülyayı seyre daldık. İşte Hz. Adem (as) biliyordu gerçek dünyayı. O meşhur Adem tövbesini ederken neler hissetmiştir? Hiç görmediğiniz bir rengi tasavvur edebilir misiniz? Bu iki sorunun cevabı da aynı bilinmezlikte. Nereye baksa cennetin noksan hali, nereye baksa cennetin ruhsuz hali.
Bu alemdeki cennet de zannımca yeşilin memleketidir. Boşuna denmemiş o güzelim, günlerdir gönlümden düşmeyen Nutk-u Şerifte, "Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim." Diye. Cenneti cennet yapan şayet yeşilin ruh-u şerifi ise o zaman olduğu toprak cennetten topraktır diye düşünürüm. Ki zaten evimle mimberim arası cennet bahçesi demiyor mu O kutlu yeşil? Bilirim babam Adem (As) ile aynı asla olamaz bu hissiyat ama yeşilin toprağından gelince anladım onun hissettiklerini. Kendimi bildim bileli, daha görmeden önce bile, hayrandım İstanbul'a. Haritada nerede deseniz bilmezdim ama ruhum İstanbul diye atardı sebepsizce. Sonra Rahim olan açtı lütuf kapısını ve nasip etti yeşilin diyarını. Dedim ya gönlüm bir İstanbul bilirdi bir de geriye kalan alem. Hepsi yıkıldı. Hepsi yıkıldı ve bi yeşilin diyarını bilir oldum. Sonra zaman ilerledi, yol devam etti ve ayrıldım madden o yüce mekandan. Geldim İstanbul'a,,, Artık ne denizinin mavisi, ne üsküdarın kırmızısı anlam ifade etmiyordu ruhumda. Hani Aleaddin Yavaşça'nın da dediği gibi;
Ne doğan sabah güneşi
Ne de gülün penbe rengi
Bana zevk vermiyor artık
...
Hz. Adem'i (as) uçağın tekerlekleri yere değer değmez hissettim ruhumda. Kayboldu ruhum İstanbul'un güneşli karanlığında. Ne yürüdüğüm yol, ne uyuduğum uyku ne de seyre daldığım haliç tekraren anlam kazandı ruhumda.
Abartma Enes diyebilirsiniz. İstediğinizi söyleyin, durmadan saçmalıyor bu çocuk diyin. Ama olmuyor işte olmuyor, elli gün olmuş bugün itibariyle ama orada geçirdiğim on beş günü unutamıyorum. Anlarım şimdi neden Umrelerde üç günden fazla kalmadıklarını o beldede. Alışınca kayboluyor ruhunuz çünkü sokaklarında. Bir itirafta bulunayım, siz yabancı değilsiniz şurada iki üç kişiyiz zaten, namazlarımda da içim olmadığı kadar buruk oluyor. Her namaz kıldığımda secededen kalkarken gözlerimin önünde yeşil halılar geliyor. Kahverengiye anlattım bu ahvalimi, teselli edebilecek sözler söyledi ama girmiyor ruhuma hiçbir anlamlı söz. İçtim aşk şarabından, deli sarhoş dolaşıyorum alemde. Özlüyorum seni yeşil. Bu kadar özlememe rağmen senin ayak izlerini yalpalaya yalpalaya takip ediyor olmak daha da bastırıyor gönlümün üzerindeki köz parçalarını. O gün gelecek, zaman kendi içinde dürülüp yok olacak. O gün gelecek hepimiz tek bir yerde toplanacağız. O gün geldiğinde, nasıl bakarım bu sana layık olmayan yüzümle bilmiyorum. İçim sıkışıyor. İçim daralıyor. Bu yangını tüm varlığımla yaşarken, bu yangına uygun yaşamıyor olmak kahrediyor...
Daha da anlar oldum Hz. Adem'i (as). Zaten her çocuk biraz çekmez mi babasına?
Yorumlar
Yorum Gönder