Düşünseli
Hiç reflü yaşadınız mı?
Yaşamışsınızdır illaki. Hiçbirimiz midemizi 1/3 oranında doldurmuyoruz ki; tıka basa doyuruyor, sonra da "midemiz yanıyor" diye şikayet ediyoruz. Ben çok yaşadım reflüyü; hele gastrit sağ olsun, çok yaktı midemi ve yanmaya da devam ediyor şu an.
Yemek borusunu reflü yakar, peki soluk borusunu ne yakar? Soluk borusuyla beraber tüm vücudu; hissettiklerimizi anlatabilecek cümleler bulamamak yakar. Günlerdir şuraya yazmak istiyorum ama içimdeki bazı taşlar yerinden oynamıyor. Hâlâ çıktığı da söylenemez aslında ama en azından biraz hareket ettiler, altından su sızıyor.
İnsan hislerini anlamlandıracak cümleler bulamıyor. Kitaplar aldım, çok kitap aldım. Yüksek ihtimalle geçen senenin tümünde aldığım kitap adedini sadece bu hafta geçtim. Çok kitap aldım ve çok satırda aradım. Neyi mi aradım? Hissettiklerimi anlatacak kelimeleri aradım. Bırakın anlatmayı, hissettiklerimin ne olduğunu bana ifade edecek kelimeler aradım. Anlamlar üzerine kitaplar aldım, etimoloji üzerine çalışan yazarlar edindim. Sonuç mu? Sonuç yok; içimdekilerin ne olduğunu bana yansıtacak bir ayna bulamadım.
Ha, yalan yok; Evhadî’nin dehnamesi olan Âşıkların Konuşması kitabında, içinde bulunduğum durumun Fars edebiyatı ile süslenmiş hâlini gördüm. Her mektupta önce kendimi, sonra Süheylâ’yı gördüm. Kendi içimdeki karmaşaya bir isim koyamadım ama bu eser, Süheylâ hakkında pek çok şey tefekkür etmeme vesile oldu. Sonra kitap bitti.
Kitap bitti ama sizlere kitabın son sayfalarından bir alıntı yapmak istiyorum. Son "Hikâye" bölümünde, Hacca gitmek için yola çıkmış ve çölde yorgun düşmüş birinden bahsediyor. O zat kendisine; "Yolum uzun ve çok zor ama Kâbe’yi görmeye değer," diyor. Ve yazar ekliyor: "Kendini eve bağlayıp durursan, dışarı çıkıp yola düşmezsen Kâbe’ye nasıl varabilirsin? Ayrılıktan yüzlerce defa şikayet mi ettin? Olsun. Kavuşma günü gelince o hikâyeyi bir kenara bırak, yeter. Ay’dan sana bir zarar geldi diyelim; sonunda öyle bir parlar ki suçunu affettirir."
Zarar gelmedi, şikayet de etmiyorum. Elhamdülillah. Elhamdülillah hem acıma hem sevincime... Ne suç ne de suçlu var benim hikâyemde şu an. Herkes kendi görevini yapıyor: Âşık âşıklığını, mâşuk mâşukluğunu.
Bana; "Batinide olsa idi hakiki aşkın / Olmazdın yedi düvele duyurup yaşayan!" dendi. Cevap vermek gerekti, verildi. Verildi amma yetmedi.
Çiçeğiniz var mı? Benim geçenlerde bahsettiğim, Süheylâ adında bir Kalanşom var. Buraya yazamadıklarımı, söyleyemediklerimi ona söylüyorum. Çiçeğinize hiç çok su verdiniz mi? Saksıdan saksıya değişir bu durum ama saksınızın altı açık ise çok su verdiğiniz takdirde o su taşar, akmaya başlar.
Peki hiç volkan patlaması izlediniz mi? İzlemediyseniz izleyin. İzlerseniz fark edersiniz ki o kaynayan dağ, dolduktan sonra patlayarak atar içindeki yangını.
Daha isterseniz onlarca örnek verebilirim. Bir şeyin içine, onun oluşma sebebi olan unsuru fazlaca verirseniz taşar; daha fazla içinde tutamaz.
Konuştuğum için aşkımın hakiki olmadığı iddia edilmiş! El-Hakk şahit ki bu çok kötü bir suizandır. Kalbin dört odacığı vardır; beş odacığa sığacak duygu verirsen taşar. İçime sığdıramadığım hislerimin, dile geldiği için değersiz olduğu ima edilmiş! Ağaçlar tüm besin ve enerjilerini içinde tutabilseydi meyve vermezdi. Yüreğimde ince bir sızıyla değil de sancılı bir yarayla yaşadığım için dile düşmüşüm! Oysa kalplerin Allah’ın iki parmağı arasında olduğunu söylemiyor muydu Yeşil? Güzelin bu güzel sözünü mü reddettik? Yüreğimde hafif bir mum değil de alevler olduğu için hatalı görülmüşüm! Allah’ın verdiği hislerin ölçüsüne karar vermek bize mi düşer?
Ben aramadım Süheylâ’nın gözlerini. Ben istemedim kalbimin bir korla, sözlerimin tek bir "âh"la değiştirilmesini. Bir dua ettim geleceğe dair; duada detay vermedim, zaman söylemedim, arkadaşlarımı da ortak ettim buna. Allah ihsan etti, yaktı beni. Allah’tan geldi, ben de kabul ettim, razı oldum.
"Hatam yoktur" deyip tüm suçlarımı Allah’a yüklemiyorum, hâşâ. Lakin durgun suda yüzmek kolaydır; fırtınalar arasında, dalgaları aşarak kulaç atmak kolay değildir. İnce bir sızıyı susmak kolaydır; yangınlı bir yarayı susmak zordur. Zora talip oldum, elhamdülillah. Hatalarım, kontrolü zor duygulara sahip olmaktandır. Tüm hatalarımı affeyle... Selametle.
O zaman Yunus'un da dediği gibi: "Her kim merdâne / Gelsin meydâne / Kalmasın câne / Kimde hüner var"
O zaman benim de dediğim gibi: "Sözlerim ne ki? Pâresi değil aşkın / Kaderdir asıl batini, şirini ol bu aşkın / Umman coştu bir kere, gel gör ne yazmış Yaradan!"
Yorumlar
Yorum Gönder