İçimden Gelenler

​Susmak dedim; ciddiyetle verdiğim bir karar bu. Hatta belki de bir süreliğine (en azından Süheylâ konusunda) son yazım da olabilir bu yazı. Neden mi sustum? Lisede sayısal okuyanlar belki hatırlar; sinirlerin bir eşiği vardır. O eşikten sonraki acılar, hisler alınmaz; o sınıra kadar alınır. İşte Süheylâ konusunda sanırsam o sınıra geldim. Şu sıralar dilimden düşürmediğim şu sözü tekrarlamak istiyorum: ​"Sükûtum, kalbimdeki tufanın ağırlığındandır; / zira pervane, şem’in nârına düştüğünde kanat çırpamaz." Süheylâ kapladı da kapladı içimi; öyle bir kapladı ki artık kelimelere yer kalmadı...

Aslında tek sebebi de bu değil. Hâlâ okuyor mu okumuyor mu bilmiyorum ama okuyorsa şayet; Süheylâ'nın beni deli, bağımlı ya da kafayı üşütmüş bir saplantılı olarak görmesini istemiyorum. Belki hâlihazırda öyle görüyordur, bilmiyorum.

​Susmaya ve artık Süheylâ'yı sadece Rabbim'e niyaz etmeye karar verdim. Bu kararımda ne kadar sabit kalabilirim, inan bilmiyorum; ama olabildiğince susacağım. Ne olur başta Süheylâ olmak üzere tüm okuyanlar; susmamın Süheylâ'yı –hâşâ– unutmak, vazgeçmek veyahut bambaşka sebeplerden olduğunu düşünmeyin. Tek bir sebebi var, o da gittikçe daha çok yanmam. Dualarınıza bizi de katar mısınız?

​İronik bir an oluştu şu anda. Kulağımdaki meşkte, "Kalp Allah'ın mülküdür. Sana meyledip atınca senin mi sandın?" dedi. Süheylâ gelir geçer... Enes ölür, Süheylâ ölür, âlem ölür... Yeşil'in öldüğü arzda senin aşkın kalır mı sanırsın Enes? Tek baki Allah, her daim baki Allah. Beni Rabb'e yaklaştırmasa neylerim Süheylâ'yı?

​Senin muhabbetinle susuyorum Süheylâ. el-Vedûd!


Yorumlar

Yeniliklerden haberdar olmak için, Abone Ol!

Ad

E-posta