Perdeler Kalkar Perdeler İner

Son dört beş gün başta olmak üzere, fakat ekseriyetle iki gündür bir hâl var bende Süheylâ. Belli belirsiz anlarda tüylerim diken diken oluyor; Yeşil’in ismi geçtiğinde titriyorum ve dahi bazen gözlerim doluyor. Uzaklara dalıyorum bazen; Şükrü Erbaş’ın "Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden." dediği gibiyim. Belki Ramazan'la beraber derslerin maneviyatının bu kadar yüksek olmasının etkisi, belki sana uzun süre sonunda bu kadar nazar kılmış olmak veya bu kadar seni gördükten sonra iki gündür hiçbir şekilde görememiş olmamdan kaynaklı. Ya da on dokuz gündür Yeşil’e madden uzak olmamdan kaynaklı. Bazı şeyler oluyor ama ne oluyor bilmiyorum. Mesela bugün derste en az iki defa usul usul ağlayacak oldum da tam Hocacığımın karşısında olduğum için tuttum kendimi. Veya günlerdir her namazda gözlerimi kapattığımda Yeşil’in evinde, birinci kumluğun arka tarafında, zemzem bidonlarının üç saf arkasında, Kur'an konulan altın renkli küçük dolapvari şeylerin hemen arkasında; göz ucuyla Yeşil Kubbe'yi, azıcık da Yeşil’in kabrini gördüğüm bir andaymış gibi oluyorum. Her secdemden kalkarken o yeşil, yapraklarla bezenmiş ve ortasında bayrak olan halıda kalkacak gibi oluyorum.

​Veyahut dün,,, Dün Hocacığımın sohbetinde Uhud Dağı'na çıktığımda; savaş sonrasında Yeşil’in birkaç sahabe ile geri çekildiği ve sonunda Hz. Ömer’in yaşadıklarını ilan etmek için haykırdığı mağaranın kapatılmış ön cephesinde aldığım kokuyu aldım. Belki birisi bir koku sıkmıştır dersin ama hayır Süheylâ. Bu öyle bir koku değil; dersi tehlikeye sokmayacağını bilsem kalkıp herkesi teker teker koklardım ama o koku bir parfüm, mis değildi. Hz. Hamza’nın olduğu şehitliğe uğrayanlar nasıl bir kokudan bahsettiğimi anlayabilir. Bak işte şu anda da hafif hafif geliyor. Nereden geliyor bu koku? Bu kokuya ben layık değilim ki. Bu koku benim hak edemeyeceğim kadar güzel bir koku. Aman ya Rabbi, aman...

​Bugün derste gözlerimi dolduran, Ali Lidar’ın "Yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu / Otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime" dediğini hissettiğim o anı paylaşmak istiyorum seninle Süheylâ. Hocacığımın ağzından bu cümle döküldüğünde gönlümden fışkıran yangının haddi hesabı yoktu. Dedi ki:

​"Vaktinden önce bir şeyi elde etmeye çalışan, onun yokluğu ile imtihan edilir."

​El-aman ya Rab, el-aman. Şu anda bile öyle titretiyor ki ruhumu; kalbimden yayılan bir yankı ile dalga dalga tüm tüylerim diken diken olup kafamı uyuşturuyor. Rabbim, sabır ehlinden eyle beni. Rabbim, elde etmeye çalışmıyorum şu an. Çalışmıyorum değil mi Rabbim? Gönlüme Süheylâ’nın yangınını veren sen olduğun gibi zıttını da yapabilecek olan sensin. Şayet beni alırsan benden Rabbim, ben senin kulunum; yine sana sığınır, yine senden yardım dilerim. Ama verirsen gönlümdekini bana hayırlarla, bu ancak senin çok merhametli ve bağışlayıcı olmandandır.

​Süheylâ, sen hiçbir zaman bana "olmazsa olmaz, olmazsa ölürüm" olmadın. Sen benim için bereket oldun. Bereketsiz de yaşar bir insan; ne kadar yaşamak denirse... Ama sonuç olarak yaşanır. Ama bereket olursa hayatta, bereket olursa ruhta... Sen benim yangın yeri gönlüme bereket oldun Süheylâ. Vallahi beni Yeşil’e komşu eden şanı yüce Rabbim şahit; senin vesilenle çeki düzen verdim yalpalamaktan yeni kurtulmuş ruhuma. Sensiz kördüm diyemem ama sensiz üst düzeyde miyoptum ben Süheylâ. Şu arz içre bana gözlük oldun. Hakikati görüp de uzanamayan ruhuma tutunacak dal oldun. "Ben ne yaptım ki?" diyebilirsin. Haklısın da, bir şey yapmadın. Daha doğrusu yapmana gerek kalmadı. Necip Fazıl, "Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız / Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız." diyor ya; sana "ilk sen" nazarıyla baktığım o pazar günü tekraren... Necip Fazıl, "O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner," diyor ya; işte gözlerimin edep ve utanmaktan yerdeki toz pembeye kaçan kare karoları izlerken ufacık baktığım o anda perdeler kalktı, perdeler indi.

​Bir fotoğraf kamerası gibi düşün, seversin sen kameraları. Kameranın deklanşörüne basıldı ve saniyelik perde açıldı kapandı; içeriye girecek olan ışık girdi, sensöre değdi. Bu dem de öyle bir demdi; perde açıldı, saliselik nurun içeri girdi, perde kapandı, nurun gönlüme değdi. Ben bir Instax gibi anında baskı alamam. "Vaktinden önce bir şeyi elde etmek..." Ben eski filmli bir kamera gibi bekliyorum. Zamanı gelecek ve narince, usulca çıkaracağım filmi. Yanmasın diye kimselere göstermeyeceğim; gün yüzü göstermeden koşacağım karanlık odaya renklerin usulca işlenmesi için. Zamanı gelecek ve o pazar günü bir saniyeden daha kısa olan o anı tüm hayatımda yaşayacağım.

​Hayırlı geceler, Selamünaleyküm.

Yorumlar

Yeniliklerden haberdar olmak için, Abone Ol!

Ad

E-posta