Bozbulanık

Yazıp yazıp silmelere başladım yine. Boynum ağrıyor. Boynum hep ağrıyor gerçi, ayrıyeten haber etmeyi gerektirecek bir şey değil. Birinin "gülün dikeni var" diye haber yapması gibi absürt bir durum bu.

​Uzaklara dalıyor gözlerim. Yüreğimde bir savaşın yorgunluğu var. Savaş bitmedi ama devam edemeyecek kadar uzun sürdü gibi. Devam etmeyecek mi yani? Allah'ın izni ile devam edecek. Süheylâ (çiçek olan) bayağı açtı, biliyor musunuz? Oysa arkadaşım "Bu mevsimde açmaz," demişti. Aldığımda sadece üzgün tomurcuklar vardı; ama şu an her yeri Buy-i Muhammed kokuyor. Bir martı uzaktaki evin çatısına konmuş, kanatlarını çırpıyor. Akşam ezanı okunuyor; hangi makam? Segâh. Ömür gibi, bir esinti gibi, güneşin batması gibi hızla başlayıp bitti. Gül açtı, bülbül ise çoktandır ötüyor zaten. Sahi, gül açtı mı? Açmıştı en son. Sonra anlayamadığım kadar hızla kapandı. Belki de kapanmadı, bilemiyorum. Zaten neyi biliyorum ki?

​Daralıyorum; oysa her yerde "La tahzen" yazıyor, neden daralıyorsun ki Enes? Birisi sanki kollarımdan tutup beni sıkıştırıyor gibi, sıkılıyorum. Bugün haddinden fazla okulda kaldın, o yüzdendir. Hem ne güzel, sevinmen gerek; içinden geçirdiğin bir şeyi Rabbin iki saat geçmeden gerçekleştirdi, sana ihsan etti. Zor bir şey istedin, O da verdi sana. Sen zaten hep zor şeyler istiyorsun. Sahi Enes, kaldırabilecek misin?​


Cihân halkı okur kâlim, bilir sanma ki hâlimden,

Benim bu mürg-i dil lisânını ancak Süleymân’ım bilir.



Bazen tek beklenendir La Tahzen, 

​Derdi veren Allah’tır; dermanın da yalnız sahibi olduğu gibi. İçimin daralması da O’ndan, ferahlaması da O’nun ihsanı ile olacak. Yâren de O’ndan, yârensizlik de O’ndan. Ne geldiyse hepsine elhamdülillah. Selametle.


Yorumlar

Yeniliklerden haberdar olmak için, Abone Ol!

Ad

E-posta