Halep ve Sırra Yolculuk

 İşte Reyhanlı sınır kapısına giden o otobandayım. Seyahatte sıhhat vardır ve sıhhat şu an olduğum halden başka nedir? Bugünü inşallah Halep'te sonlandıracağız lakin bugün kafacığıma yerleşen bu sorular ne zaman sonlanır muamma. "Her şey aslına çeker" dedi Nurullah Genç sağ tarafımda Anneciğimin izlediği videoda. Ya ben, kime daha doğrusu neye çekiyorum? Bu çektiğim aslım mı? Pandemide başladı aslında bu soruların ilkleri. Gece boyları araştırmalar, O Efendinin videolarını izlerken uzanmaktan hicap etmek... 

On ikinci sınıfa geçtim. Büsbütün kaygı ve melankoliden oluşan bir zift bataklığı ruhumu dibe doğru çektiği sırada tüm vücudumun sıcak ve sert zift tarafından sıkıştırılması ile hareket dahi edemediği; toz, is ve kurum ile nefes almamı imkansız hale getiren kasvetli havanın tüm varlığımı sardığı yegane zaman. Efendiden uzaklaştım, ki o zamanlar her şeyden uzaklaşmıştım. Efendi vefat etti. Bin kişilik yurdumda yalnız kalabildiğim tek yer olan banyoya gittim. Ağladım. Çıktığımda kulaklarımda yalnız Cemal Süreya'nın "Sizin hiç babanız öldü mü? Benim öldü" diye başlayan şiiri. İlk defa dört sene sonunda kendi irademle Fatih'e gittim, caminin avlusu daha boş, iki saat var cenaze namazına. En önde durdum. Bekledim. Arkama saf saf doluştu beyaz takkeli siyah hırkalılar. Kim olduklarını da pek bilmezdim o zamanlar, daha sonrasında öğrenecektim. Sonra cenaze namazı ve en büyük uyanık kabuslarımı yaşadığım Kadıköy'e, okuluma tekrar dönüş. Dedim ya Cemal Süreya içimde "Sizin hiç babanız öldü mü" satırlarını okuyordu diye. Babam mıydı? Hayır. Yaptığı hareketlerin yarıdan fazlasını tasvip etmiyordum belki de. Ama saygı duyuyordum. Ve perdenin nasıl açılacağını gösterdi bana. Yaşarken hiç görmedim kendisini videolar dışında. Allah rahmet eylesin.

Sonrasında koştum. Kitaplar, videolar ve varanlar. Perdenin arkasına geçenler, nasıl geçileceğini anlatan herkesin ağzından koro halinde aynı cümle: "Aramakla bulunmaz". Akıl anlamaz, bunlar yazılmaz yazılarak anlatılmaz, okumakla varılmaz dediklerini okuyordum, daha doğrusu okuyorum. Nasıl bulunur perdenin ardı? Ve nerededir perdenin ardını bana gösterecek yegane kişi? Kahverengi?

Yani O, yüzüne baktığımda beslendiğimi hissettiğim zât; vardırır mı beni rüyalarımda en huzurlu olduğumu ve hamdlar yağdırdığım o âna? O buldu, nasıl buldu? Bulmasa bu akla hayale sığmayan, benim bu yaşımda yapamam diye inandığım koşuşturmaya O nasıl dayanırdı? Tek başına bulunmaz bu yol. Bu yol?         . Sen, beni bu soruları sormama vesile olduğun için Sen oldun. Ve ben, ne yaptıysam, seni gerçek manada tanımaya niyet ettiğim bu dokuz ayda, bu soruları bana sordurmaya devam etmen ve sonunda cevabı bulmama vesile olacağına inandığım için yaptım. Uzun yoldayım; kutlu olana, gurbet,gurbet ve gurbetten kurtuluşa varmaya, benimle iletmesen de verdiğin selamları aktarmaya, seni muhabbetin kök hücresine anlatmaya gidiyorum. Ne yaptımsa Yeşil'e senin vesilenle yaklaşmak için yaptım. Belki üzdüm bu yolda veyahut sinirlendirdim, daha çok korkuttum ve gerdim. Ben yüzme bilmeden, bilmediğim bir denize düştüm seninle. Yüzmeye çalışırken dalgalandırdıysam denizini affeyle. Hakkını helal et, kendiciğine iyi bak. Yoruldum elhamdülillah. Selamünaleyküm.



--------



Selamlarını ilettim. O'nun (sav) da sana çok selamı var. Senin yakındığın, şikayet ettiğin konuları O'na (sav) bahsettim. Görmedim ama tebessüm etti gibi hissettim. İnanıyorum yakında geleceksin O'nun (sav) bu kutlu topraklarına. Gel bi de sen anlat yorgunluklarını


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeniliklerden haberdar olmak için, Abone Ol!

Ad

E-posta