Yok oluş
Bu yazı dün bloglarımın kapatıldığı zamanlarda yazıldı. Elhamdülillah açtırdık.
"Bu site de ne böyle, değil mi? Önceki bloga ne oldu?
Nedenini bilmem, önceki iki blog da kapandı Blogger tarafından, dün akşam saatlerinde. Kurallarını ihlal etmişim sanırım. Daha doğrusu biri şikâyet ederek kapattırdı herhalde.
Canınız sağ olsun sizden biri kapattırdıysa. Blog önemli değil de içindeki yazılar O'ndan bahsediyordu. 135 yazı. Belki birleşse kitap olacak kadar... Şimdi yok oldu ellerimin arasından. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
"Susan kurtulur" dedim, "susacağım" dedim ve sustum. Allah, "Sus bakalım" dedi ve aldı seni huzurla zikredebildiğim yeri. Sabrın sonu selamettir.
Seni susuyorum, unutma: "Sükûtum, kalbimdeki tufanın ağırlığındandır; zira pervane, şem’in nârına düştüğünde kanat çırpamaz." Sana bolca inşirahlar yolluyorum. Çocuklara namaz kıldırdıktan sonra duayı uzattım diye sıkılıyorlar; o sırada ben sana dua etmeye doyamıyorum. Yazdıklarımın hepsi gitti şimdi, yüzlerce sayfa yazı yok oldu. İçimde bir burukluk var lakin müsterihim; çünkü yazdıklarım, koca okyanustan çıkarılan tek bir taşın üzerinde kalan su damlaları kadardı. Yazdıklarımın ve yazabileceklerimin sonu gelmez; çünkü kaynağı sonsuz olandan geliyor.
Büyük hata yapmış Şükrü Erbaş, "Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür Hanım" diyerek. Susmak yalnızlığın değil, bilakis konuşmasına gerek kalmadan duyulanın seninle beraber olmasının şiiridir. Susmak, küçük bebek İsa'nın konuşmasına vesiledir. Susmak, sabrın kendi cinsinden şükrüdür. Beni konuşmaya zorladı Blogger, ama şimdi tekrar susma vakti geldi. Hadiste de dendiği gibi: "Susan kurtulur."
Ve unutma, "Güzellikler sabrın perde arkasında bekler. Perdeler kalkana kadar sabredenler, huzura erenlerdir..." Selametle."
https://youtu.be/HKb9QyjzEDE?si=2Do-Q7m66rsckGm0
Yorumlar
Yorum Gönder