Hicretsizlik ve Yağmur
Derste çok şey anlatıldı. Lakin çok şey içerisinde dersin asıl konusu ile bağlamı diğer kelimelere göre daha zayıf bir kelime içimde büyüdü: Hicret.
Hicret dedim ve sustum, Elyesa Koytak konuştu:
"tenimi ilk gazvede bırakıp kurtulmak belki
bakışlarıma mescidin kumları bile fazla"
Yağmur yağdı ve ahitler yenilendi. Hicretsizlik yüreğimizin belki de en kara yarasıdır. Malayani işlerden, izlerden, gözlerden, sözlerden, yüzlerden ve özlerden hicretsizlik... Kirli bir gönülden ak ve parlak bir gönle hicretsizlik...
Şemsiye kullanmam yıllardır; en son kaç yaşında kullandım hatırlamıyorum. Rahmet olarak nitelendirdiğimiz bir şeyden saklanmak bana tuhaf geliyor, kullananı tabii ki yargılamam. Yağmur dedim ve sustum; kalktım, buhur yaktım, camı açtım. Elim kitaplığa yöneldi ve sonra Nurullah Genç konuştu:
"Bir hüzün ülkesinde gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım"
Hicretsiz zamanların ahdini unutmuş çocuklarıyız. Gönlümüzün kan ağlatan ıstıraplarını ve iniltilerini duymamak için dolduruyoruz müziklerle, videolarla ve bizi alakadar etmeyen sözlerle. Söz dedim, gönül dedim ve sustum; Şükrü Erbaş konuştu:
"Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...
Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı?
Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi?
Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda?
Yerini bulur mu gerçekten?
Sözü yasaklamalı Ömür Hanım yasaklamalı...
Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu..."
Apartman zindanlarında ve betonun tozunda unutuyoruz varlığımızı. Görülmeyen şeylere de inandığımızı söylüyoruz lakin mantıklı gelmiyor diye şüpheyle yaklaşıyoruz tüm metafiziğe. Dinamitler döşenmeli tüm binalara. Ve yanmalı gözlerimizi varlığımızdan soyutlayan ekranlar. Erimeli bu sefer güneşle değil, gönül ateşiyle taştan adamlar.
Dönelim benliğimize, varlığımıza ve renklerimize. Patlasın borular ve dönelim çelik gibi suyun elimizi dondurmasından sobanın ateşine el uzatıp korunarak. Düşünmesin bizler yerine yapay hiçbir şey ve kararlarımızı üç ekran kartı, yedi işlemci ve kırk ram vermesin artık.
Ya da kabullenelim bu Yesrib simülasyonunu ve yeşertelim mor ışıklarla en ufak umutlarımızı. Ve inanalım Yesrib çağını Medine'ye dönüştürebilecek fertler olduğumuza.
Hicret bu değil midir?
Ve yağmurun hatırlattığı ahit bu değil mi?
Mesela unutmayalım kimliğimizi. İnelim nefsimizin lüks otomobillerinden ve binelim gönlümüzün eski Magirus'larına. Gidelim tahir olan tarîkten, bir Anadolu Türküsü ile ve bir Memleket ile.
İnanın ben de bilmiyorum yukarıda neler yazdığımı. Kapattım aklımı ve gönlümü. Zaten hiç açmamıştım gönlümü, açsam bir Allah bilir ne methiyeler yazacağımı. Kapattım tüm varlığımı ve dışarıda düştüğü yerde nihavend çalan yağmur damlalarını dinledim. Yüksek ihtimalle tekrar okusam silerim çoğunluğunu yazdıklarımın. Ve hicret, ruhunu başka bir gönle taşımaktır bazen.
Selamünaleyküm.
Yakın zamanlarda muhacir oldunuz mu? Aleykümselam
YanıtlaSilÖyle olduğuma inanıyorum bir süredir. Dua ediniz hayırlarla ferahlıkla olayım.
Sil